Kayan Yıldız: Saab’ın Tarihi.

Ferrari çok hızlı ve güzel otomobiller üretiyor, Lamborghini de öyle. Bentley’in asilliği tartışılamaz, fakat Aston Martin ve Rolls Royce da var. Porsche 918 Spyder muhteşem olabilir, ama McLaren P1? Her marka kendi klasmanında otomobil üretiyor fakat rakibi var. Peki ya Saab? Onun da rakipleri var fakat Saab’ları hepsinden ayıran özellikleri var. Gelin otomobil dünyasının kayan yıldızına, çölde kutup ayısına yem olan Saab’ın tarihine birlikte bakalım.


Yukarıda gördüğünüz otomobil Saab 92001, veya Ursaab. Saab’ın ilk otomobili. Kanatsız bir uçağı andırıyor değil mi? Çünkü bu otomobili geliştiren mühendisler uçak mühendisi.

Saab’ın Tarihi

Çok karışık bir tarihi var markanın. Lafı uzatmadan hemen başlayalım. Saab 1937 yılında 2. Dünya Savaşı döneminde hayatına uçak üreterek başladı fakat 10 Haziran 1947 yılında Ursaab’ı uçak şirketi merkezinin personel kantininde tanıttı. Otomobil kanatsız uçağa benzeyen tasarımı 2 silindirli 0.8 litre motoru ve 765 kglik ağırlığı ile uçakların yerdeki rakibiydi. Ayrıca otomobilin 0.32’lik sürtünme katsayısı günümüz otomobilleriyle bile rekabet edecek düzeyde. Saab bundan sonra sektörde yaptığı yeniliklerle ve çılgın fikirleriyle iyi otomobiller üretti fakat globalleşme politikasıyla birlikte Fiat’la ortaklıklar yaptılar ve bazı Fiat otomobiller Saab logosuyla satıldı. Scania da Saab’ın tır üreten koluydu, bir dönem marka Saab-Scania adıyla geçtiyse de 1995 yılında ayrıldılar. 1990 yılında Saab’ın %51 hissesi General Motors tarafından satın alındı. Saab’ın sonunu getiren de bu hareketti. Çünkü GM’nin 10 yıl içinde Saab’ın diğer %49 hissesini alma opsiyonu da vardı sözleşmede. Saab’ın 90’lardaki başarısı da GM’nin bu opsiyonu kullanmasını sağladı. Opel Vectra platformunda üretilen Saab’lar ve GM’nin politkaları tıpkı Pontiac ve Hummer gibi Saab’ın da sonunu hazırlıyordu. Saab’ın imajı kötü bir çizgi çizmeye başladı ve Saab 2011 yılında Spyker adında Hollandalı bir marka tarafından satın alındı. Ardından Çinli NEVS adında bir firmaya geçti ve 2014 yılında iflasını açıkladı. Özellikle 2010’dan sonrası Saab için fazla karışık bir dönemdi. Ama önemli olan bu değil, önemli olan yaptıkları devrim niteliğindeki yenilikler.

source: caranddriver.com

Gelelim Saab’ın yeniliklerine. En çok motor teknolojileri ve güvenlik üzerine çalıştılar. Güvenlik konusunda ne kadar çılgın olduklarını şu şekilde anlatayım:

110 km/sa hızlı otomobilleri kafa kafaya çarpıştırmak gibi denemeleri var. 9-3 serisinin geliştirme aşamasında 75 farklı çarpışma konfigürasyonu denediler fakat bunlardan sadece 15’i yasal olarak yapılması gereken testlerdi. Volvo’nun S40’a 98km/sa hızla yaptığı yandan çarpma testinden sonra bir Saab yetkilisi, fena değil fakat biz bunun daha iyisini yapacağız şeklinde bir açıklamasa bulundu. Otomobillerinde kullandıkları İsveç çeliği de dayanıklılıklarının bir sebebidir.

Otomobillerin kontak girişini de 1968 yılında orta konsola aldılar, tahmin edeceğiniz üzere bu da öylesine yapılan birşey değildi. Porsche’lerin de kontak girişi direksiyonun solunda bulunuyor ve bu tarihlerine yaptıkları bir atıf. Eskiden yarış başladığında motoru çalıştırmak ve vites değiştirmek sağ elde bulunmasın diye kontak direksiyonun solunda bulunurdu, Porsche de bunu bir gelenek olarak sürdürüyor. Fakat Saab’ın bunu yapmasının sebebi daha ergonomik olması, sürücünün anahtarı kontağa takarken emniyet kemerini görmesi ve takması gerektiğini hatırlatması ve kazalarda anahtarın sürücünün dizini yaralama riskiydi. Ayrıca 1952 yılında çarpışmalarda korumayı artırmak ve ağırlık dengesini geliştirmek için yakıt tankını arka tekerleklerin arasına alta indirerek günümüz otomobillerinde de hala devam eden yerleşim standardını belirledi.

Saab 1963 yılında çarpraz fren sistemini geliştirdi. Otomobillerin ön kaliplerleri ve arka kaliperleri ayrı pistonlarla kontrol ediliyordu ve fren hidroliğinde bir kaçak olunca ya ön frenler ya da arka frenler iptal oluyordu fakat Saab sağ ön-sol arka ve sol ön-sağ arka tekerlekleri frenleyen pistonlar vardı, çünkü otomobili asıl durduran ön frenlerdi ve bu sayede birinde problem olsa bile diğer ön fren çalışmaya devam ediyordu.
1970 yılında far yıkama sistemi ve far sileceğini ilk kez Saab kullandı. Bu gelişmeyi 1971 yılında elektrikli ısıtmalı koltuklar takip etti. 1972 yılında ise 8 km/sa hıza kadar çarpmalarda hasar görmeyen esnek tamponu yine Saab geliştirdi. Mercedesin geliştirdiği abs sistemini de önden çekişli otomobillerde ilk defa Saab kullandı.

Saab 1977 yılında otomobillerinde turbo kullanmaya başladı, bu ilk değildi fakat kendi deyişeleriyle “turboyu icat etmemişleri, evcilleştirmişlerdi. Turbo teknolojisi gücünü egzoz basıncından alıyordu ve bunun için otomobilin yüksek devirlere ulaşması gerekiyordu, alt devirleri çok ölü fakat üst devirlerinde çok ani hızlanmalar olan otomobiller de günlük kullanıma uygun değildi, ve pek tercih edilmiyordu. Saab mühendislerinden Per Gillbrand “motorlarda yağlama için yağ pompası, yakıt akışı için yakıt pompası, soğutma sıvısı dolaşımı için de devirdaim pompası var. peki motora hava akışı için neden bir hava pompası olmasın? işte bu da turbonun ta kendisi! garip olan turbo değil, onun motorlarda kullanılmıyor olması.” dedi. Ve ayak gaz pedalından çekildiğinde basıncı azaltmak ve turboyu yavaşlatmak için motora bir tahliye subabı ekledi. Bu sayede otomobil daha kontrol edilebilir oldu ve günlük hayata uygun hale geldi. Saab 99 2.0 litre 145 hp bir motorla 8.9 saniyede 100 km/sa hıza ulaşıyordu ve ara hızlanmaları da çok iyiydi. Rakiplerinin önündeydi. Ayrıca yine bu otomobilde otomatik performans kontrol (apc) sistemi vardı. Avrupa’da düşük oktan benzinin yaygın olduğu dönemlerde motordaki sensör düşük oktanlı benzini fark ediyor ve yüksek egzoz basıncını tahliye ediyor, otomobilin gücünü azaltıyor fakat motorun sağlığını koruyordu. Saab tüm rakiplerinin önüne geçmişti ve turbonun yaygın olmadığı dönemlerde her 3 Saab’dan 1’i turbo motorla satılıyordu.

source: saabvscepticism.com

Saab 1993 yılında savaş uçaklarında kullandığı ışıklandırmayı otomobillere entegre etti. Yeşil ışık gözü az yorduğu için kumandalarda ve göstergelerde yeşil ışık kullanmaya başladı, ayrıca uçaklardan alınan bir özellik sayesinde de kokpitte bulunan bir tuş vasıtasıyla hız göstergesi dışındaki tüm ışıklar sönüyordu ve ihtiyaç durumunda aydınlatılıyordu. Bu hem sürücünün dikkatinin dağılmasını engelliyor hem de özellikle gece sürüşlerinde gözün daha az yorulmasını sağlıyordu.

Saab’ın gelişmeleri bunlarla da sınırlı değil, en büyük projelerinden biri de hayata geçirilemeyen değişken sıkıştırma oranlı motordu. Saab bu 2000 yılında bu fikri hayata geçirdi ve motor bloğunu ikiye ayırarak silindir kapağını 4 derece yana yatırdı. Svc (saab variable compression) adını verdiği motoru Şubat 2000’de Cenevre’de tanıttı. Bu motor seri üretime geçmemesine rağmen yılın motoru ödülünü aldı. Motorun sıkıştırma oranı 14/1 ve 8/1 oranında değişiyordu. Motor yüksek üretim maaliyetleri ve bakımın zorluğundan dolayı seri üretime geçemedi, Saab’ın GM’nin bünyesine girmesiyle de proje rafa kalktı. Saab iflas edince de bu muhteşem fikir tarihe karıştı.

source: cars.usnews.com

Saab günümüzün Tesla’sı gibiydi. Sektöre getirdiği yeniliklerle otomobil tarihinde çok önemli bir yeri var ama belki yanlış pazarlama stratejileri, belki GM bünyesinde kullandığı ortak platformlar ve motorlar Saab’ın gözden düşmesine sebep oldu. Belki hayatta olsaydı günümüzde birçok farklı yeniliği de sunabilirdi. Benim için de milyon dolarlık otomobillere binsem bile garajımda her zaman olmasını isteyeceğim bir otomobildir. 97 model bir Saab’da hız sabitleyici, elektrikli ısıtmalı koltuklar bulunması markanın pazardaki yerini görmek açısından size fikir verebilir. Kendinize iyi bakın, bol pistonlu günler!

Bizi takip edin!

Bir Cevap Yazın