Lamborghini Urus:2018.

Yazımıza başlayıp lamborghi’nin ne kadar yanlıs bir hareket yaptığını ( veya yapmadığını) tartısmadan önce takvimlerimizi biraz geriye alalım ve 2002 yılına dönelim. Volkswagen o zamanlarda gözünü arabalarıyla lüks segmente dikmişti. Bu çabanın bir sonucu olarak karşımıza Lüks büyük SUV’sini tanıtmıştı: Tuareg. Ancak unuttukları bir şey vardı kimse o dönemde bir Volkswagen’a o kadar para vermeyi istememişti. Daha doğrusu o paralara çıkıldığında Volkswagen’in marka değeri olarak çok aşağısında kaldığı markaların alanına girmiş oluyordu. Tuareg’i beğenmediğimizi düşünmeyin sakın. Kişisel görüşüme göre çok başarılı bir araba olmasına rağmen etiket potansiyel bazı müşterilerin farklı markalara bakmasına yol açıyordu. Bu nedenle midir bilinmez Volkswagen grup lüks SUV projesini marka çatısında bulunan Audi’ye kaydırmış olmalı ki karşımıza Q7 çıktı. Ancak bu Volkswagen’i tatmin etmemiş olmalı ve yakın bir süre sonra da yine Volkswagen AG’nin altında bulunan Porsche’den Cayenne modelini gördük. Cayenne aslında Porsche gibi bir spor araba markasının belki de Volkswagen altında özünden şaşmasının ilk göstergesiydi. Şu anda Porsche artık , sizleri bilmem ancak en azından benim gözümde, bir Ferrari rakibi değildi. Sonuçta sokakta sıksık karşılaştığımız bir markanın ayda yılda bir gördüğümüz gördüğümüzde de bizleri heyecanlandıran bir markayla aynı kefeye konulması çok zor bişey. Kendimizi kaptırmadan nostaljimizi bitirelim Porsche Cayenne’in yaptığı büyük etkiden sonra ,ki bunda çoğu insan için ”giriş seviyesi Porsche” olmasının payı da çok, karşımıza Volkswagen grup bünyesindeki en lüks SUV çıktı: Bentayga. Bentayga her ne kadar eleştirilse de SUV çılgınlığının en uç noktası gibi görülürken karşımıza Lamborghini Urus çıktı.

Lamborghini Urus belki de Lamborghini gibi tutkularına bağlı bir markadan beklenmedik bir hareketti açıkçası. Sonuçta Lamborghini SUV denemesini Volkswagen altına girmeden önce denemişti. Ancak Volkswagen grup altında kimlik değişimini R8 i ”modifiye” ederek çıkardıkları Huracan’dan sonra Tuareg’in ”modifiyeli” versiyonu olan Urus ile tamamladı Lamborghini. Neden mi modifiyeli versiyonu dedik? Nasıl şu an Huracan’la R8 aynı platformda ise üstündekileri attığımızda Tuareg’le Urus aslında aynı araba. Tamam süslemeleri olabilir, içinde isterse 1000 beygir güç olabilir ancak derinin altında aynı arabalar. Aslında bu belki de Urus için söylenebilecek en bariz zayıflık olsa da kesinlikle affedilemez bir durum. Urus hakkında içimizdekileri PistonTurkiye olarak attığımıza göre aracın tanıtımına geçebiliriz. Tekrar hatırlatalım bunlar tamamiyle kendi görüşümüzdür ve eğer siz okurlarımızın görüşleri farklıysa veya aynıysa kesinlikle duymak isteriz.

Dış Görünüş

Aracın dış görünüşü az önce söylediklerimizi adeta terste bırakıcak şekilde. Açıkçası araç bir hayli sportif duruyor. En azından almanlar tasarım konusunda Lamborghini’yi serbest bırakmışlar. Araç her ne kadar boyut olarak olmasa da bir spor araba gibi tasarlanmış. Bu aracın yerinin çamurlu araziler olmadığı daha dışarıdan belli. Aracın ön ızgarasında bulunan altıgen çizgiler uzun zamandır Lamborghi’nin bir tasarım ögesi olmuş durumda. Sırf bu sebeple bile araca baktığımızda amblemi görmesek bir Lambo’ya baktığımızı anlayabiliriz. Bunun dışında ön taraftaki büyük hava girişleri, biraz Volvo’nun ”Thor çekici” ne benzeyen gündüz farları aracın sıradan bir SUV olmadığını gösteriyor. Aracın git gide küçülen B ve C sütunları ve çerçevesiz camları da araca coupe görünüşünü katmayı başarmış. Arka tarafta ise dört adet egzoz çıkışı ve Huracan’ı andıran arka farları da aracın sportif görünüşünü destekleyen faktörler.

İç Tasarım

Aracın iç tasarımı ise bir italyan spor arabadan çok bir alman premium SUV hissi yaratıyor. Aracın iç kabininde de Lamborghini’nin dış tasarımda bahsettiğimiz altıgen tasarım ögelerine rastlamak mümkün. Koltuk işlemelerinde, multimedya ekranın çerçevesinde ve hatta bardak tutucularda bile bu altıgen tasarım görülebiliyor. Araç bunun dışında ise içeriden gerçekten çok lüks duruyor. Sportif değil lüks bir aracın içinde olduğunuz hissiyatı veriyor. Audi’nin Virtual Cockpit’inin yazılımsal değişikliğe uğramış versiyonu da aracın içinde yer buluyor. Audi’den alınan tek şey bu da değil, multimedya arayüzü, ve hatta direksiyon bile Audi’de gördüğümüz direksiyonları andırıyor. (Her ne kadar direksiyonun altında italya bayrağı olsa bile)

Performans

Gelelim aracın kendini affetirme yerine. Araç az önce ne kadar lüks bir araç gibi dursa da performans noktasında lüks SUV lerden sıyrılıyor. 0-100 hızlanması 3.9 saniye olan bu araç gerçekten bir spor arabayı aratmıyor. Spor arabayı aratmayan tek özelliği bu değil. 650 beygir gücü üreten çift turbolu V8 motor da bir spor arabadan aşağı kalmayan bir motor. Araç bu gücü dört tekere 8 ileri şanzıman ile iletiyor. Ancak her ne kadar bu performansın ve gücün aracı araziye de uygun hale getirdiği söylense de bu aracın yeri kesinlikle arazi yolları değil.

Sonuç

Lamborghini hakkında daha fazla kötü şeyler söylemek istemiyoruz. Sonuçta bizleri ilk supercar ile tanıştıran marka olduğu için saygımız var. Ancak bu araç bir süredir Lamborghini’de eksik olan bir şeylerin belki de en bariz olduğu araç. Lamborghini’ler ,Richard Hammond’un deyimiyle, birer poster arabası olmalıydı. Mantıklı olduğu için değil hatta biraz mantıksız olduğu için sevilen arabalardı Lambo’lar. Çılgın hatta saçma denecek kadar gücün tamamiyle delirmiş tasarımcılar tarafından yapılan bir araca konulmasıydı Lambo’lar. Bu araç ise SUV çılgınlığının belki de gelmesi gereken son noktayı gösteriyor. Porsche gibi Lamborghini’nin de sokakta sık sık karşılaştığımız bir marka olmamasını umarak yazımızı sonlandırıyoruz. Tavsiyemiz mi? Italyan bir spor SUV istiyorsanız tercihiniz zannımca Alfa Romeo Stelvio Quattrifoglio, yok bir Lambo istiyorum diyorsanız da Aventador’a yönelin. İkisi bir arada çünkü olmuyor

Bizi takip edin!

Bir Cevap Yazın