Nostalji: Honda NSX.

80’lerde süperspor araba denilince akla Ferrari geliyordu. Bunun sebebi, İtalyan’ların araçlardaki tasarımı sıradışı yapıyor olmasıydı. Köşeli hatları daha yumuşak hatlarla kombinleyerek damgasını vuruyordu piyasaya Ferrari. Pininfanina isimli tasarımcının 80’li yıllarda yaptıkları, markanın bugünlerdeki tecrübesinde ve bilinirliğinde büyük bir rol oynuyor. Honda ise bütün bu olaylara, NSX ile cevap verdi. İşte NSX’in serüveni…

Tasarım

Honda, Ferrari’nin bu tasarım yarışında önde olduğunu farketmiş olacak ki, Ferrari‘nin koşu ayakkabılarından bir tane de kendisine aldı : Pininfanina’yı HP-X’i tasarlaması için aldı.

Pininfanina, o aracı tasarladı, fakat Honda bunu sadece konsept araç olarak tanıttı. Konsept araçtan ilham alan Masato Nakaro, Honda NSX’i yarattı. İsim yenilikçi bir isimdi: New Sportscar eXperimental. Yani yeni spor araba deneyimi. İddaalı.  Aynı zamanda Nakaro NSX’i tasarlarken F-16’lar gibi tam 360 derece görüş açısı olmasına çok önem vermiş. Yani pisteyseniz, o pistin her cm’ini görebileceksiniz. Ayrıca çok seksi açılıp kapanan farları var. 90 yılının rönesansı gibi. İnanılmaz!

Ama asıl olay bu değil.

O, ilk monocoque şasili araç. Ne demek o ya? diye soranlar için: Heykel tıraşlar neden heykeli yontarak heykel yaparlar? Neden yaptıkları insanın veya cismin kolunu, bacağını sonradan takmazlar? Çünkü heykellerinin sağlam olmasını, yağmurda veya biri çarptığında hızlıca zarar görmesini engellemek isterler. Peki otomobille ne alaka?

Rijitide. Rijitlik. Yani ” Virajlarda bütünmüş gibi hissetme durumu”.  Bu ne kadar önemli? Çok. Virajda araba burkuldukça, salınım yapar. Salınım yaptıkça, kayar. Kaydıkça? Pistte en ideali kaymamaktır. Süre kaybettirir. Bu da Ferrari ile olan savaşın kaybedileceğinin göstergesi olur.

Ağırlık dağılımı ise en çok sevilen oranlarda :%42 ön – %58 arka. Bu da onun keyifli olacağının işaretçisi. Ferrari, Porsche ve diğerleri, bu Japon güzeline baktıkça daha da kötü hissedecekler…

Ayrıca şasi tamamen alüminyum. Yani 200 kg ağırlık avantajı.

İç mekan

 

Şimdilerde öve öve bitiremediğimiz ”yüzen konsol tasarımı” var ya, işte adamlar onu 90 yılında yapmış. Koltuklar, deri kalitesi muhteşem gözüküyor. İkinci el NSX’lere bakın, derileri hala sapasağlam! Kadranlar ayrı bir güzel. Nostaljik. Keyifli!

Motor 

Tasarımı bu şekilde halleden Honda, performans anlamında da o dönem piyasanın kralı olan Ferrari 328’i yakalamayı kendine hedef olarak seçti. Bu sebeple Pininfanina’nın konsept aracında kullanılan 2.0 litre V6’yı değil, 3.0 litrelik V6 kullanmaya başladı.

3.0 litre, V dizilimli 6 silindirli.

Beygir gücü? 274. Bu sayılar şu zamanlar için bir Golf GTI’da bile olabilir. Fakat o zamanlar bu büyük, daha doğrusu çok büyük bir değerdi.

Tork? 270 nM.

Silindir başına 4, yani tam 24 subap.

Red-Line: 8000 devir/dak . Tam 8000!!!!

Her şey rakamlar ile ifade edilemiyor. Bu sebeple bu motorla ilgili biraz daha bahsedecek şey var.

NSX’in yapım aşamasında tam 4 farklı motor kullanılıyor. 2.0 litreden vazgeçen ekip 2.7 litrelik VTEC motorla devam etme kararı alıyor. Fakat bu motorun da yeterince dayanıklı olmadığını görünce 3.0 litrelik VTEC-siz bir motor tercih ediliyor. Bu da yetmiyor ve Honda son kararı olan 3.0 litrelik VTEC’i kullanmaya başlıyor.

Honda’nın söylemlerine göre bu motor gerçekten özel. Silindir tasarımı, başlıklar, subaplar… Hepsi yeniden tasarlanıyor! Bir üreticinin sadece bir model için bu kadar zahmete girmiş olması çok garipsenecek bir durum , çünkü yeni bir motor tasarlamak ve bunu ürettirmek ciddi maliyet. Yani birileri gözünü fena karartmış…

Ek olarak

4 kanallı ABS sistemi. Daha hafif ve dayanıklı süspansiyonlar. Frenler ise muhteşem.

Başka? İlk elektrik destekli direksiyon kullanımı. Bu kadar mı? Hayır. Elektronik gaz konrolu sistemi de var…

VTEC, var bir de… Ne olduğunu daha sonra anlatacağız tabii fakat özet geçelim. Değişken subap zamanlamalı bir motor bu. Yani alt devirdeyken daha az güç daha çok ekonomi, üst devirlere çıktıkça daha çok güç daha az ekonomi.

Başka?

Honda kağıt üzerinde her şeyi doğru yapmış. Peki sürüşü nasıl olacak? Arkadan itişli, 3.0 litre bir makine. Normalde motor arka aks üzerinde olduğunda dolayı ağırlığın da arkada olması gerekiyor. Bu da şu anlama geliyor. Dengesiz, gaza bastığın an sarmaya başlayan tekerlekler, viraj içerisinde ise aşırı derecede arkadan kayma eğilimi gösterecek bir otomobil.

Honda bunu da düşünmüş olacak ki, o sıralar dünyanın en iyi F1 pilotu ile anlaşmış. Onu aracın gelişiminde, büyük oranda ise sürüş dinamiklerini geliştirmekte kullanmış. Kağıt üzerinde her şey doğru olabilir. Fakat Senna’nın hissettikleri, aracın sürüş karakterlerini daha da olgunlaştıracaktı. Ki öyle de oldu. NSX gerçekten çok sevildi. NSX’in yapımında yardımcı olan Senna ise NSX geldiğinden 5 sene sonra, tam 1995’te vefat etti. Bu sebeple ona ”Senna’nın mirası” diyorlar. Haklılar da!

 

Sonuç

O öyle bir kafa tutuş ki, Ferrari ondan sonra şu anki Ferrari’lerin atası olan F355’i yaptı. Tarihte onun hakkında pek de söz etmeyebilirler. Fakat unutmayın ki, kağıt üzerinde her şeye sahip, F1 pilotunun söyledikleri ile geliştirilmiş bir sürüş makinası. Senna’nın mirası. Bununla ilgili iki video var. İkisini de izlemenizi şiddetle öneririm…

1.Senna-NSX geliştirme süreci. Suzuka GP pistinde bir tur. Ayaklarına dikkat!!

 

2.NSX’in Senna’nın mirası olduğuna dair bir kanıt!

”Şu güzelliğe bakın.” 90’ların kralını selamlayın!

Bizi takip edin!
Alp Tamer hakkında 91 makale
PistonTurkiye.Com kurucusu. Coupe araba hastası. Bana ulaşmak için: alptamer@pistonturkiye.com

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın