Yüksek Saatçilik ve Otomotiv Sektörü

Otomotiv Dünyası ile yüksek saatçilik aslında birbirini tamamlayan iki sektör oldular. Günümüzde herhangi bir arabanın içine konulan bir analog saat aracı çok daha premium hissi verir. Neden diye sorarsanız belki de bu konu biraz da yüksek saatçiliğin alanına girer. Saatler ve Otomobil sektörü hakkında söyleyecek çok şeyimiz var. Yazımızı yazarken bile heyecandan ellerim titriyor. İşte karşınızda bu iki sektörün uzun yıllar süren birlikteliği.

 

Yazımıza başlamadan önce uzun süredir yazılarımızın aksamasından dolayı siz okurlarımızdan özür diliyoruz. PistonTurkiye olarak çok yakında bu ara dönemde yaptığımız çalışmalarla YouTube kanalımızda karşınızda olacağız. Biz çekerken çok keyif aldık. Eminiz siz de izlerken aynı keyfi alacaksınızdır. YouYube kanalımızdaki yenilikleri kaçırmamak için takip etmeyi unutmayın.

 

Şimdi gelelim yazımıza. Günümüzde yüksek saatçilikle otomobil sektörünün en sansasyonel karşılaşması Bentley Bentayga’da bulunan opsiyonel saat oldu. 100.000 poundluk etiketi ile bir çok insana bu kadarı da pes dedirten bu saat bir çok otomotiv sitesinde de konuşuldu. Ancak bu otomotiv sektöründeki ne ilk yüksek saatçilik eseriydi ne de son oldu. Şimdi hemen hız kaybetmeden açıklayalım bu bahsettiğimiz yüksek saatçilik nedir?

Bentley Bentayga’da opsiyonel olarak bulunan tourbillion kafesli saat

Yüksek saatçilik günümüzde el yapımı ve İsviçre yapımı saatler olarak algılanır. Bu nispeten doğrudur. Öncelikle yüksek saatçilik İsviçre yapımı saat demek değildir. Bunun dışında da saatler Bunun dışında mekanizmalar da İn House Movement veya satın alınan olarak da yapımına göre ayrılır. İsviçre dışında özellikle alman saatçiliği özellikle Glasshütte bölgesinde çok gelişmiş seviyelere çıkmıştır. Glasshütte’den çıkan saat markaları arasında efsanevi komplikasyonlar ve tamamiyle el yapımı olan A Lange&Söhne markası da vardır. Bilmeyenler için söyleyelim bu marka iki alman saat ustasının kurduğu bir markadır ve bir çok İsviçre yapımı saatlere taş çıkartırlar. In House Movement ise bir çok yüksek saatçilikte her markanın kendi atölyesinde oluşturduğu mekanizma anlamına gelir. Örneğin Audemars Piguet veya Panerai gibi markalarda çoğu mekanizma In House Movement’tir. Bunun dışında dışarıdan ETA gibi markalardan alınan mekanizmaların ufak modifikasyonlar ile In House olarak satıldığı da maalesef görülür. Mesela Omega’nın veya IWC’nin bile ETA kaynaklı kronograf mekanizmaları mevcuttur.

 

Şimdi bu yüksek saatçiliğin fiyat etiketlerine gelelim. Öncelikle iyi bir otomatik ve yukarıda bahsettiğimiz markalardan almak istiyorsanız cebinizden çıkacak miktar en az 10.000 TL civarında olacaktır. Alt limit olarak söyleyebileceğimiz bu rakamın üst limiti ise yok. RM 26-02 Sapphire Tourbillion ise 2 Milyon Dolarlık fiyat etiketi ile saatte üst sınırın olmadığını gösteriyor. Bu fiyatların yüksek olmasının sebebi ise öncelikle kullanılan malzemeler ve yapımda gereken dikkat ve emek. Bir nevi sanat eseri niteliğinde olan bu saatler ancak yıllarını bu işe adamış sayılı ustalar tarafından yapılabiliyor.En basitinden bir kronograf bile bir saatçinin ekstradan o mekanizmaya emek vermesine yol açıyor. En zor komplikasyonlar jumping hour, minute repeater, perpetual calendar ve en önemlisi Tourbillion’u oluşturmak ise saatler alabiliyor. Bunun dışında saatte altın veya çelik kullanılması, kayışta deri veya metal kullanılması da fiyatta etki eden şeyler. Ancak bir çok insan bu saat işine bir yatırım gibi bakıyor. Günümüzde müzayedelerde saatler tarihlerine ve durumlarına göre 10 hatta 20 kat fiyata satılabiliyor. Bu da bugün 2 milyon dolarlık olan saatin belki de on yirmi yıl sonra 10 milyon bandında olabileceğini gösteriyor. Bu yatırım olarak değerlendirilmesinin yanında taşıyan insana sunduğu presij de cabası oluyor. Tabiki  gerçek saat tutkunları bu prestijin yanısıra kolunda taşıdığı o sanat eserine bakıp tıpkı bir arabanın motor sesinden aldığımız zevk gibi de bir zevk alıyor. Bu sanat bir çok zorlu dönemlerden günümüze gelmiş bir sanat olduğunu da unutmamamız lazım.

 

Gelelim otomotiv dünyasında saatçiliğin yerine. Otomotiv dünyasında saatçilik özellikle motor sporlarında yaygın olarak kesişir. Motor sporlarındaki dakik olması gereken tur zamanları saatçilikte kronograf özelliğinin kullanımını gerektirmiştir.Günümüzde ralli, Formula 1 gibi yarışların official timekeeper yani resmi zaman tutucusu olmak için saat markalarının kendi aralarında yarışa girdiğini görüyoruz.

 

Rolex

Şu anda Formula 1’in resmi zaman tutucusu olan Rolex de motor yarışlarından çok etkilenen bir marka. Markanın belki de Submariner’dan sonra en ikonik sayılabilecek modeli olan Daytona modeli tamamiyle yarış geleneğinden gelen bir saattir. Rolex’in 1963 senesinden beri ürettiği  bu saat hem kronograf hem de takometre özelliği ile yarış pilotları için üretilen bir saat. Tabi bunun yanısıra saatte bulunan o klasik altın taç da güvenilirliğin sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Her Rolex’de olduğu gibi Daytona Cosmograph da en zor şartlar altında bile çalışmasından ödün vermiyor. Konu belki de dünyanın en çok izlenen motor sporu olunca güvenilirlik, dakiklik de önemli oluyor. Rolex ise bu konularda uzmanlığını kanıtlamış bir marka.

Rolex Oyster Perpetual Cosmograph Daytona

Tag Heuer

 

Bir dönem yine Formula 1’in Official Timekeeper görevini alan Tag Heuer’in otomotiv endüstrisiyle en çok bağdaştırılan modeli sanıyoruz Monaco modelidir. Bu model Formula 1’in en popüler pistlerinden biri olan klasik Monaco Grand Prix’i ile aynı adı paylaşması ile tanıdık gelmiş olabilir. Ancak bu modelin bir klasik ikon haline gelmesinin sebebi ise Steve McQueen’in bu saati ünlü Le Mans filminde takması. Tag Heuer’in Formula 1 hikayesi ancak burada da bitmiyor. Markanın Formula 1 adında bir koleksiyonu bulunmakta. Aynı zamanda da RedBull takımının da sponsorlarından biri Tag Heuer.

 

  

 

 

Le Mans filminde kolunda Tag Heuer Monaco Calibre 11 ile Steve McQueen

 

Richard Mille

Bu marks size saatlerle çok ilgili değilseniz biraz değişik gelebilir. Sonuçta önceki iki marka yüksek saatçilik dışında popüler kültürde de etkisi bir hayli bulunan markalar. Ancak Richard Mille biraz daha fiyatları yüzünden herkes tarafından tanınan bir marka değil. Yine de çıkardığı modellerle ve yaptığı ortaklıklarla saat tutkunlarının bir hayli ismini duyduğu bir marka. Richard Mille de motor sporları dünyasında ismini duyuran markalardan bir tanesi. Dikkatli gözler onu Mclaren-Honda araçlarının yanında görmüş olabilirler. Biraz daha dikkatli gözler bu markanın sadece burada olmadığını da görebilirler. Önceki iki markamızın aksine Richard Mille bireylere de sponsorluk yapmakta. Bu artık günümüz markalarında çok görülen bir şey. Örneğin Felipe Massa, Romain Grosjean dışında WRC efsanesi Sebastian Loeb kolunda Richard Mille saatleri takan isimler. Bu isimlerin kariyerlerindeki başarılar ortak yapılan saatlere de yansımış durumda. Lotus F1 takımı ile de 2013’den beri sponsorluğu bulunan Richard Mille RM 50-01 modelini bu takım için çıkarmış.

Richard Mille ile Mclaren-Honda işbirliği sonucu üretilen RM 50-03

 

Hublot

Hublot ise motor sporları dışında bir çok spor insanı ile iç içe olan
bir marka. Bu markanın belki de Jean-Cleude Biver ile tekrar yükselişinde takip ettiği vizyonla alakalı. Markanın CEO görevini aldıktan sonra 2006’da şaşırtıcı bir söylevde bulunan Biver bütün saatçilik dünyasını şoka sokmuştu. Biver’e göre Hublot saatler saatin kaç olduğunu göstermesi gerekmiyordu. Bunun için sonuçta cep telefonumuz vardı. Biver’e göre insanlar Hublot saat takıcaktı çünkü bilekte “cool” duruyordu. Birebir Biver’in cümlelerinden aldığım son üç cümle sizi şaşırtmasın. Biz de duyduğumuzda inanamadık ancak bu cümleler bir İsviçre’li saat markası CEO’sunun ağzından çıktı. Sonuçta cool ve popüler kültüre uyan saatler üretme amacı Hublot için yararlı oldu. Hublot’un satışları 2000’lerin başındaki krizden Biver önderliğinde kurtuldu. E hal böyle havalı saatler üretmek olunca otomotiv dünyasında da kiminle ortaklık kuracağı belli değil mi? Tabiki de Ferrari! Üretildiği tarihten beri havalı ve güzel arabalar üreten bu markanın günümüzdeki sponsoru Hublot. Ve bu sponsorluk her iki taraf için de iyi ilerliyor. Hublot Ferrari ile birlikte tam 7 tane model çıkardı.Ancak bunlardan bir tanesi diğerlerinden çok daha farklı. MP-05 “LaFerrari” modeli 50 günlük Power Reserve’ü ile bir rekora imza attı. Bunun yanısıra saatin sıradışı tasarımı da saati diğer saatlerden ayıran bir diğer özelliği. Aracın bir V12 motoru andıran tasarımı Ferrari’nin geleneğine uyan gerçek bir klasik.

 

 

Hublot MP05 LaFerrari Titanium

 

Zenith

Genellikle uzay ile ilgili konularda sponsorluk yapan bu markanın çok insan tarafından bilinmeyen bir modeli var. Aslında tam bir sponsorluk olarak olmasa da Range Rover ile bir ortak çalışma ile çıkan El Primero Range Rover da Zenith markasının otomotiv düyasına adımı. Her iki markanın da rastlantısal olarak aynı sene kurulması dolayısı ile Zenith El Primero modeline bir kaç ekleme yaparak Range Rover’la birlikte her iki markanın 75. yıllarını kutlamış oldular.

 

 

Zenith ElPrimero Range Rover

IWC

IWC yani International Watch Company yine İsviçre menşeili bir saat markasıdır. Ancak otomotiv tutkunları bu markayı Mercedes-Benz AMG arabalarından tanırlar. Mercedes-Benz olunca konu lüks ve prestijden bahsetmemek olmaz. IWC lüks ve prestij konusunda bir hayli önemli olmasıyla bu ortaklığın gerçekleştirilebileceği en doğru marka gibi duruyor. Mercedes-Benz’den belki Glasshütte menşeili bir saat firması ile ortaklık kurup o alman muhafazakarlığını beklerdik ancak IWC de alman ekolüne pek uzak bir marka değil. Markanın doğduğu topraklar İsviçre’nin Almanca konuşulan bölgesinde. Schaffhausen’de kurulan ve üretilen IWC saatler yine Alman ekolüne en yakın olan saatlerden birisi. AMG departmanı ile sponsorluğu olan IWC saatleri S serisinin AMG modellerinin ön konsolunda görebiliriz. 2012’den beri E serilerinin de AMG modellerinde ön konsoldaki saat IWC ile değiştiriliyor. Bu tabiki de arabaya bir hayli prestij katsa da saatler otomatik veya IWC yapımı bile değil. Sadece normal saatin IWC kadranı ile değiştirilmiş hali. Yine de ön konsolunuzda IWC logolu bir saat görmek özellikle S serisi Mercedes’te çok güzel oluyor.

 

 

S63 AMG kadranını süsleyen IWC yapımı saat

 

Breitling

 

Yazımızın son kısmına çok büyük sansasyonlara yol açan markayı
koyduk. Breitling ile Bentley 2001’den beri bir ortaklık içindeler. Markaların ortak olarak yaptıkları 13 model mevcut. Bunlardan bazıları Bentley GT3 modeli ve Mulliner Tourbillion modeli. Bu modeller isimlerinden anlaşıldığı üzere Bentley’in modellerinden isimlerini alıyorlar. Ve her biri araca göre karakteristik özelliklere sahip. Mesela GT3 modeli Continental GT3 modeli baz alınarak yapılan bir saat. Bu nedenle kronograf özelliği ve titanium kasası sayesinde hafiflik sağlıyor. Diğer bir örnek yine Continental Supersport modeli baz alınarak yapılan aynı isimli Supersport saati. Bu saat üretilen en hızlı Continental’e yakışır bir şekilde en dakik olabilecek şekilde elektronik bir sayaca sahip. Aynı zamanda Akıllı telefon bağlanma özelliği de bu saati ayrı kılan bir farklılık.

 

Breitling’in Bentley Bentayga için araca entegre edilmiş 100.000 poundluk saati bütün araba meraklılarına belki de saat dünyasını öğretti. Böyle bir opsiyonun bulunması bile belki de saat meraklısı olmayan insanaların acaba neden bu kadar pahalı diye düşünüp Tourbillion kafesini öğrenmelerini sağladı. Bu kadar sükse yapması belki de insanların gözünü açıp araçlarındaki saatin markalarına bakmalarına yol açtı. İyi oldu. Yüksek saatçiliğin arabalara ilk taşınışı olarak bir milada imza attı. İlk kez bir Tourbillion kafesli saat opsiyon olarak sunuldu. İlk kez bir el yapımı saat araba konsolumuza eklendi. Bu bizim görüşümüze göre en sevdiğimiz iki dünyanın herkes tarafından farkedilen ilk örneği. Umarız son olmaz ve belki de Rolls Royce veya Mercedes Benz S serilerinde AMG olmadan da böyle el yapımı saatler görürüz.

Bizi takip edin!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın